KL

         

   DıGER FORMLAR

           

       Cam aynalar


      
  Antik çağda aynalar tunç, gümüş veya değişik metal karışımlarından yapılmaktaydı.Cam teknolojisinin gelişmesiyle Mısırlılar ışık geçirmez siyah renkte cam aynalar üretmeye başlamışlardı.Yaklaşık olarak M.S. 2. Yüzyılda camların arkasına ergimiş kalaydan ince bir tabaka sürülerek görüntünün daha iyi hale gelmesi sağlanmıştır.


       
   Cam ağırlıklar


            
Cam ağırlıklar günlük kullanım eşyaları arsında yer alırlar.Cam ağırlıklarda çoğunlukla sarı, yeşil ya da mavi renkler kullanılır.Figürlü ya da figürsüz olabilirler. Cam yumuşak haldeyken mühürle baskı yapılır. Üzerlerinde kabartma olarak yunanca yazılar büst ve monogramlar bulunur.

       Pencere Camları


       
   Kapalı mekanları aydınlatmak amacıyla gün ışığından yararlanmak için pencere camının üretimi, cam teknolojinde önemli bir adım olarak kabul edilir.Mimaride pencere camının kullanımının henüz kesin bir tarihi belgesi olmamakla birlikte, arkeolojik verilerden ele geçen bilgiler, bu malzemenin şimdilik Roma İmparatorluk Çağın da kullanıldığını göstermektedir. M.Ö. 60 yıllarına tarihlenen Pompei evlerinin pencerelerinde camdan yapılmış levhaların varlığı, ele geçen kalıntılardan bilinmektedir.
         Sard kazılarında çıkarılan buluntular, M.S. 6. ve 7. yüzyıllarda burasının hem günlük kullanım için cam kaplar, hem de pencere camı üreten bir merkez olduğunu ortaya koymuştur.Pencere camı olarak tanımlanan buluntuların yüzeyleri yassı veya iç bükey kavisli değişken çaplarda dairesel biçimli, saydam ve hafif renklendirilmiş yeşil tonlarda oldukları belgelenmiştir.Yine M.S. 6.yüzyıllarda İstanbul'da Ayasofya Kilisesinin apsis kısmında, kilisenin içine güneş ışınlarının renklenerek girmesini sağlayan pencereler bulunduğundan söz edilmektedir.
İstanbul'daki Saraçhane kazıları, pencere camlarının şebekeleriyle birlikte sunması açısından önemlidir.Pencere camları yuvarlak ve kare delikli taş pencere şebekeleriyle birlikte ele geçmiştir.Bu şebekelerin iç kısımları camın yerleştirilmesine uygun olacak şekilde profillidir.Saraçhane buluntuları M.S. 7.yüzyılda İstanbul da hem üfleme hem de dökme tekniğinde pencere camı üretimi göstermesi bakımından önemlidir.
         Doğu Roma imparatorluğunda M.S. 4. yüzyıldan itibaren cam pencerelere rastlanılmıştır.Erken dönemlere ait olan bu camlar, üfleme tekniği ile yapılmış oldukları için orta kısımları yanlara göre daha kaba biçimler almıştır. Yazar Prespyler üfleme tekniğinden faklı yöntemler kullanılarak pencere yapımını detaylı bir şekilde anlatır.Pencere camı yapmak için mermerden düz yüzeyli büyük bir masa hazırlanır.Erimiş durumda bulunan cam düzgün yüzeyin üzerine dökülerek uzunlukları 120-180 cm., genişlikleri 30-50 cm. arasında değişen ölçülerde levhaların oluşturulması sağlanır.Cam levhalar soğumaya başlamadan makas yardımıyla arzu edilen boyutlarda parçalara bölündükten sonra parçalar fırında soğumaya bırakılır.

         Geç Cumhuriyet dönemi ile Erken İmparatorluk dönemi arasında büyük değişiklikler olmuştur. Roma cam endüstrisi İ.Ö. 1. yüzyılın sonlarında tam anlamıyla bir devrim yaşamıştır. Bu tarihten sonra sadece camlar günlük kullanım kapları olarak değil, aynı zamanda  mimaride kullanılmaya başlanmıştır. Bunun en önemli nedeni olasılıkla estetik ve pratik açıdan camın işleniş kolaylığıdır. Julius-Claudius dönemlerinde ilk kez cam, mimari bir öge olarak kullanılmaya başlanmıştır. Camlar aynı zamanda mimarinin tüm alanlarında duvarlarda fayans kaplamaların yerine, opus sectile, tessera, sütun kaplaması ve pencere camı olarak kullanılmaya başlandı. Camın bu derece yaygın kullanılışında en büyük etken ise, çeşitli mermer, alabastr ve diğer damarlı taşların işlenişindeki masraf ve zorluk yerine, camın daha az masraflı oluşu, madde olarak hafifliği ve işlenişindeki kolaylıktır. Hatta bu dönemde; Plinius,  İ.Ö. 58’de Aedilician oyunları için Marcus Scaurus tarafından Roma’da geçici bir tiyatro dikildiğinden bahseder, bu sahne binasının alt katının mermerden yapıldığını, orta katının ise camdan yapıldığını söylemektedir. Burada camlar olasılıkla ahşaplara kaplama olarak eklenmişti. Verilen örnek camın mimari ögelerin hemen hemen heryerinde kullanıldığını gösteren en büyük kanıttır.

           Kapalı mekanları aydınlatmak amacıyla gün ışığından yararlanmak için pencere camının üretimi, cam teknolojinde önemli bir adım olarak kabul edilir. Mimaride pencere camının kullanımının henüz kesin bir tarihi belgesi olmamakla birlikte, arkeolojik veriler, bu malzemenin şimdilik Roma İmparatorluk Çağı’nda kullanıldığını göstermektedir. İ.Ö. 60 yıllarına tarihlenen Pompei evlerinin pencerelerinde camdan yapılmış levhaların varlığı, bilinmektedir.

           Sardes kazılarındaki çıkarılan buluntular, İ..S. 6. ve 7. yüzyıllarda burasının hem günlük kullanım için cam kaplar, hem de pencere camı üreten bir merkez olduğunu ortaya koymuştur. Pencere camı olarak tanımlanan buluntuların yüzeyleri yassı veya iç bükey kavisli, değişik çaplarda dairesel biçimli, saydam ve hafif renklendirilmiş yeşil tonlarda oldukları belgelenmiştir. Yine İ.S. 6. yüzyılda İstanbul’da Ayasofya Kilise’sinin  apsis kısmında, kilisenin içine ‘güneş ışınlarının renklenerek girmesini sağlayan pencereler’ bulunduğundan söz edilmektedir.

          İstanbul’daki Saraçhane kazıları, pencere camlarının şebekeleriyle birlikte sunması açısından önemlidir. Pencere camları yuvarlak ve kare delikli taş pencere şebekeleriyle birlikte ele geçmiştir. Bu şebekelerin iç kısımları camın yerleştirilmesine uygun olacak şekilde profillidir. Saraçhane buluntuları M.S. 7. yüzyılda İstanbul’da hem üfleme hem de dökme tekniğinde pencere camı üretimi göstermesi bakımından önemlidir.

          Doğu Roma imparatorluğunda İ.S. 4. yüzyıldan itibaren cam pencerelere rastlanılmıştır. Erken dönemlere ait olan bu camlar, üfleme tekniği ile yapılmış oldukları için orta kısımları yanlara göre daha kaba biçimler almıştır. Pencere camı yapmak için mermerden düz yüzeyli büyük bir masa hazırlanır. Erimiş durumda bulunan cam düzgün yüzeyin üzerine dökülerek uzunlukları 120-180 cm., genişlikleri 30-50 cm. arasında değişen ölçülerde levhaların oluşturulması sağlanır. Cam levhalar soğumaya başlamadan makas yardımıyla arzu edilen boyutlarda parçalara bölündükten sonra parçalar fırında soğumaya bırakılır. Pencere camlarının kalıba döküm tekniğinde yapılanlarının bir yüzü mat diğer yüzü ise parlaktır. Kalıplama tekniğinde; eriyik haldeki camın dağıtma işlemi sırasında ki izler ile kenarlarını düzeltmede kullanılan aletlerin izleri oldukça rahat anlaşılabilir. Pencere camlarını üretim için merdane yöntemi ile düzgün bir alana dökülen eriyik halde ki camın merdane benzeri bir aletle düzgün bir yüzey oluşturulduğu varsayılmaktadır. Ancak bu fikir Geç Roma camları hariç pek kabul görmemiştir.

         Roma Döneminde pencere camları sivil mimaride nadiren kullanılırdı. Genellikle pencere camları halk binalarında örneğin hamamlar gibi, gün ışığından faydalanmanın gerekli olduğu yerlerde kullanılmışlardır. İtalya’da İ.Ö. 1. yüzyılın ortalarında pencere camı üretilmeye başlanmıştır. Alplerin karşısında bir askeri lejyoner kampı olan  Avusturya Magdalesberg’de pencere camı parçaları bulunmuştur. Ayrıca Roma  Forumu’nda, Herculaneum’da Suburban Hamamı’nda 10 cm. aralıklı iki ahşap çerçeveden oluşan dörtgen şeklinde şeffaf mavimsi-yeşil pencere camı bulunmuştur.Ayrıca Hollanda’nın Heerlen şehrindeki Roma Dönemine ait bir hamam kazısında pencere camları bulunmuştur.İ.S. 1. Yüzyıl ortasında yaşayan Seneca, Geç Cumhuriyet Dönemi Roma hamamlarının iç kısımların aydınlatılmamış olmasıyla, karanlık bir günde bile hamamların içinin aydınlık oluşundan bahseder.

       Kandiller

        
  Cam kandiller; Geç Roma döneminden itibaren üretilmeye başlanan cam kandiller, aslında çok uzun sürecek bir geleneği de başlatmışlardır.  evlerde, sinagog, kiliselerde başlıca aydınlatma aracı olarak kullanılmıştır. Detaylı bilgi için lütfen linki tıklayınız.

          Vitray

  
     Geç Roma ve Bizans çağlarında pencere aralıklarının değişik biçimli, renkli cam levhalarla kaplandığı gerek yazılı kaynaklar ve gerekse ele geçen kalıntılardan anlaşılmaktadır.Örneğin M.S. 6. yüzyılda Ayasofya Kilisesinin apsisinde yer alan pencerelerde renkli cam kullanıldığını gösteren birçok belge bulunmaktadır.Aynı şekilde, Sardeste yapılan kazılarda bu döneme ait çok miktarda renkli pencere camı parçası bulunmuştur.Bu dönemi takip eden yüzyıllarda kiliselerin yanısıra sarayların pencerelerinde de renkli camlar kullanılmaya başlanmış olması, söz konusu dönemlerde pencere camcılığının nedenli geliştiğini gösteren önemli kanıttır.Vitray adı verilen bu teknik için değişik renkteki camlar küçük camlar biçimde kesilerek kurşun veya alçı kayıtlarla tutturulmuştur.Böylece çok renkli dinsel sahneler ile değişik renklerle resimler yapılarak bir çeşit vitray yapılmıştır.

           Tıp

   
   Batı ve orta Avrupada çok sayıda ilaç kutusu bulunmuştur.Bunlar çepte taşınabilecek boyuttadır.Genellikle dört veya daha çok bölmelidir.Deutsches Klingen müzesindeki Anadolu kökenli bir ilaç kutusu ilaç ve camdan yapılmış ilaç kabı (unguentarium)ile birlikte ele geçmiştir.Kutu M.S. 1-3 yüzyıl arasına tarihlendirilmiştir.Efes Hygenios Kanpylios un mezarında bir ilaç şişesi bulunmuştur.Açık mavi renkte. Kare prizma şeklinde gövdeye ve yuvarlak ağıza sahiptir.Bu ilaç şişesi Roma dönemine tarihlenmiştir.

      Karıştırma Çubukları

         Karıştırma çubukları; eriyik haldeki camdan küçük çubukların yardımıyla yapılır. Çoğunlukla iki renktedirler, fakat tek renkli örnekleri de vardır. Karıştırma çubuklarının batı üretimleri daha fazladır ve bu cam formlar genellikle İ.S. 1. yüzyıl formu olarak bilinir. Bazı örneklerde cam hamuru kalıba döküldükten sonra kalıptan çıkarılır ve alet yardımıyla diogonal kıvrımlar oluşturularak dekor yapılır. Bazen de farklı renklerde cam ipliği sarılarak süsleme yapılır. Karıştırma çubuklarının tam olarak ne amaçla kullanıldığı bilinmemektedir. Ancak Roma imparatorluğunun sınırları içerinde heryerde bu forma rastlanmaktadır. Genellikle uçları düzgündür. Ancak bazı örneklerde sivri uçlu olanları da bulunmaktadır. Çoğunlukla burgu şeklinde yapılır, nadir de olsa düz tipleri görülmektedir. Roma camcılığında düz ya da burgulu cam çubukları oldukça yaygın olarak bilinen formlardır. Bu parçaların uzunlukları 20 ile 30 cm arasında değişmektedir. Kıbrıs kazılarında bulunan karıştırma çubuklarının boyları ise 12-17 cm. arasında değişir. Spiral çubuğun uç kısmında kaşık benzeri ya da kuş motifli tutma yeri olan diğer ucu ise genellikle düz bir şekilde sonlanır. Batı yerleşimlerinin yanısıra Doğu Akdeniz’de de oldukça yaygın görülen bir formdur. Tarihlendirilebilen örnekler, Locarno’dan Tiberius-Cladius dönemi, Lomoglia’dan ise Augustus-Tiberius dönemine aittir. İtalya-Tenero kazılarında 26. mezarda İ.S. 1. yüzyılın ikinci yarısına tarilenen karıştırma çubukları bulunmuştur. Nijmegen’de İ.S. 30-70 yıllarına tarihlenen OH mezarında  karıştırma çubuğu bulunmuştur.

        Olasılıkla kozmetikte karıştırma çubukları olarak kullanıldığı düşünülen bu formundan mimari bir süsleme parçası olarak da yararlanıldığı bilinmektedir. Corning Müzesi’nde sergilenen bir  pilastr parçasında altı sıra burgulu çok renkli cam çubuklar bulunmaktadır. Bu parça dört sıra halinde arasında burgulu cam çubuğu ve bunun yanında opak mavi ve beyaz renkte tesseralar ile yine iki sıra burgulu cam çubuğu yer almaktadır. İ.Ö. 1. yüzyılın ortalarından İ.S. 1 yüzyıla tarihlenen bu örnek 8 cm. yüksekliğindedir. Isings  burgulu cam çubukların Geç Roma Dönemi mezarlarında bulunmasının kozmetik ve mimarinin yanısıra olasılıkla saçlar için de kullanılmış olabileceğini düşündürmektedir

       Türkiye’de özel koleksiyonlarda ve müzelerde  bir çok karıştırma çubuğu örnekleri  yer almaktadır. Ayrıca yurtdışındaki  müzelerde ve kolleksiyonlar da da İ.S: 1 ve 2. yüzyıla tarihlenen bu forma bir çok yerde rastlanmaktadır

          TAKI

      a. Cam boncuklar

        İlk cam örnekleri, özellikle hem kolay elde edilebilen hem de mücevhersi görünen yanlarıyla dikkat çekmektedir. Bütün bunlar küçük boyutlu cam ürünlerdir. Bu örnekler taş ve toprak boncukların camsı boncuklar biçimine döndürülmüş olanlarıdır. Camsı boncuklar çeşitli cam teknikleriyle renklendirilmektedir ya da biçimlendirilmede kullanılan tekniğin vardığı olanaklarla süslemeler yapılmaktadır.Bu süslemeler doğal olarak o dönemin süslemeleriyle büyük benzerlikler göstermektedir.ve bu örneklere bakarak İ.Ö. 1500 yıllarından geldiği anlaşılmaktadır.İlk cam örneklerin boylarının küçük olması ve bu yeni malzemenin çarpıcılığı ve çekiciliği nedeniyle birdenbire çok yaygınlaştığı görülür.Taşınması kolaydır ve kullanımı pratiktir.
M.Ö. 2. binin yarısına tarihlenen Kaş Uluburun batığı cam külçeleri ve Miken cam boncukları, o çağın hammaddesi ve işlenmemiş camı olarak üretimin ve ticari ilişkilerin gözler önüne serilmesinde büyük rol uyandırmıştır.
Antik çağ boyunca cam boncuklar ticarette büyük rol oynamışlardır.Cam boncuklar ilk olarak Mısırda üretilmeye başlanmışlar ve Roma dünyasında kuzeyden batıya kadar birçok merkezde üretilmişlerdir. Cam boncuklar Antik çağın kültürel ilişkilerin de habercisiydiler.Cam kültürel açıdan büyük gelişmeler göstermiştir fakat bu gelişmenin ilk örnekleri cam boncuklarda görülür.

      b. Cam bilezikler

      Cam bilezikler M.Ö.2. binden beri bilinmektedir. Örneğin, Mısırda II. Amenophis'in mezarında cam bilezikler bulunmuştur.Cam bilezikler pahalı süs eşyaları değildirler, ne sanatsal ne de teknik açıdan göze çarpan bir özellikleri yoktu. Fakat bir çekiçiliğe sahiptiler ve zamanında bütün doğu Akdeniz sahilleri ile kıyıdan uzak iç kesimlerde en hakim cam mücehver grubu oldular.Cam bilezikler teknik açıdan dikişli ve dikişsiz olmak üzere iki üretim tarzı vardır.Dikişli bilezik derken bileziği oluşturan cam çubuğun iki ucundan bahsedilmektedir.Bu uçlar bazı örneklerde üst üste bindirilir ya da çok belirgindir. Dikişsiz bileziklerde ise bu cam çubuğun iki ucunun izleri görülmemektedir.Dikişli bileziklerde form cam çubuğun kıvrılıp iki ucunun birbiri üzerine kapatılmasıyla üretilmiştir.Böyle cam çubuk yapmak için metal bir çubuğun fırından bir miktar cam alınır, cam ikinci bir çubuk yada dil şekilli bir alet yardımıyla arzu edilen çapta yuvarlak çubuk oluncaya kadar uzatılarak şekillendirilir.Bütün bilezikler halka şeklinde olmalarından biçimlerinde ki farklılıklar bir tek kesitleriyle açıklanır.Yuvarlak, yarım daire, düz ve noktalı olmak üzere başlıca dört tipte bilezik kesiti görülür. Cam bilezikler ya aletle veya kalıpla, ya bükülerek ya da zıt renk veya aplikesi yöntemi ile dekore edilmişlerdir88.

      c. Cam yüzüktaşları

       Sardeis tiyatrosunun güneybatı yüzündeki Dervişin tepe olarak adlandırılan yerleşim yerinde 17 adet cam yüzük taşı bulunmuştur.Yüzük taşlarının birçoğunun kenarında kalıba basma sırasında oluşan çapakların görülmesi, bir kısmının ise hatalı üretim izlenimi vermesi ve ayrıca henüz kalıba basılmamış üç adet cam topağının varlığı buluntu yerinde bir cam yüzük taşı atölyesinin varolabileceğini düşündüren bazı buluntulara rastlanmıştır.Yüzük taşları genel olarak şeffaf, bazıları grimsi, bazıları yeşilimsi görünümdedir.Yüzük taşlarının tamamı eritilerek oval kalıba basılmıştır ve figürler negatiftir. Ayrıca kalıba basılmamış durumda olan üç tane cam topağı bulunmuştur.Bunlar kilden yapılmış, parçaların üst yüzeyleri siyahımsı renkte ve camsı görünümdedir.Bunlar olasılıkla cam eritme potasına aittir.Yüzük taşlarının üzerinde bulunan teşhis edilebilen figürlerde,Tykhe, Hermes, Apollon, Poseidon, Priopes, Athena ve Nike tasvirleri bulunmaktadır.Kesin olmamakla birlikte bazı nümizmatik buluntuların yardımı ile Sardeis yakınlarındaki bu yüzük taşı atölyesi M.S.1. ile M.S. 2.yüzyıllara tarihlenmektedir.
Gemmalar ve değerli ya da yarı değerli taşlar hakkında bilgi için lütfen linke tıklayınız.

       Kapaklar

       Yuvarlak Tutamaklı Kapaklar

        Yuvarlak tutamaklı kapaklar, cam kapak formları arasında en yaygın olarak görülen formlardır. Almanya-Weisenau’da İ.S. 1. yüzyılın ait bu tipte kulplar ele geçmektedir. Pompei’de bulunmuş olan bu formda üç örnek bilinmektedir. Bunlardan birisi çan biçimli tutamağa sahip kapaktır. Almanya-Cologne’de Nero-Flavius dönemine ait bu çeşit kapaklar bulunmuştur. Kıbrıs kazılarında da yuvarlak tutamaklı kapaklar ortaya çıkarılmıştır. Hollanda-Obbicht mezarlarında, Flavius dönemine ait mavimsi-yeşil camdan, çan şekilli yuvarlak tutamaklı kapak bulunmuştur.  Ayrıca Vessberg’in Tip 1 olarak nitelendirdiği cam kapak grubunda; dairesel formda ki kapaklar üzerinde Nike, Venüs ve kadın figürleri gibi motifler betimlenmiştir.  Yuvarlak tutamaklı bir cam kapağa Kaunos kazısında rastlanmıştır. Açık mavi renkte, yuvarlak tutamaklı bu kapak İ.S. 1 ile 2. yüzyıla tarihlendirilmektedir. Klaros’da bulunan No. 212’deki kapak tutamak parçası  benzer örneklerin ışığında İ.S. 1 ile 2. yüzyıla tarihlendirilebilir.

      Şişe Boyunlu Kapaklar

         Şişe boyunlu kapaklar, yuvarlak tutamaklı kapaklar kadar yaygın bir formdur. Kapak düz ya da konik biçimli olabilir. Kulp, sığ ve silindirik biçimli ağız kısmı ise içeri katlanmış daha sonra düzleştirilmiştir. Tarihilendirilebilen örnekler İtalya- Este’de Cladius-Neron Dönemi’nden gelmektedir.

      Boynuz Biçimli Kapaklar

        İtalya- Este yakınlarında bu tipte kapaklar oldukça yaygındır. Sığ ve silindirik biçimli gövde ile üst kısmı boynuz şeklindedir. İtalya-Ospedaletto’da İ.S. 1. yüzyılın ikinci yarısında görülür. Ayrıca İtalya-Este nekropolünde İ.S. 100’e tarihlenen boynuz biçimli kapaklar ortaya çıkarılmıştır.

         Kulplar 

        Keskin açılı, sık aralıklı kaburgalı kulplar, şerit ya da tarak biçimli kulplar; İ.S. 2. yüzyılda yaygın bir şekilde görülen prizmal gövdeli ve silindirik şişelere ait kulplardır. Bu şişeler kalıba üfleme tekniğinde ya da serbest üfleme tekniğinde yapılmaktadır. Kalıba üfleme tekniğinde olan örneklerde genellikle kaidenin alt kısmında konsantrik daireler ya da daha değişik kabartmalar  yapılmaktadır. Keskin açılı, sık aralıklı kaburgalı kulplarda; kulp sonradan omuza damlatılan cam hamurunun yukarı çekilerek keskin bir açı ile döndürülerek ağız kenarının hemen altına yapıştırılıp kesilmesi ile oluşurdu.

 

        Altıgen şekilli şişelerde de Cladius-Neron Döneminde; keskin açılı, sık aralıklı kaburgalı kulplar, iki ya da üç kaburgadan oluşan kulplar kullanılmıştır. Keskin açılı, sık aralıklı kaburgalı kulplara sahip şişeler cidar kalınlıklarından dolayı günüüze kadar birçok yerleşimde sağlam olarak korunmuştur. Erken ve Orta Roma döneminde popüler olan bu kulplara sahip formlar, Geç Roma Dönemi’nde ise fazla görülmemekle birlikte birkaç örnek bilinmektedir. Sardis’te bulanan keskin açılı, sık aralıklı kaburgalı kulp Valentininan sikkesi (İ.S. 364-375) ile aynı tabakadan gelmiştir. Klaros’da Propylon Sektöründe iki sıra yivi korunmuş olan ancak simetrisinden üç sıra yivi olduğu anlaşılan ve olasılıkla altıgen bir şişeye ait olması gereken kulp parçası, bulunmuştur. Bu kulp parçasının oldukça benzer örnekleri İ.S. 2. yüzyıla ait şişelerde görülmektedir.

 

       Slovakya Bratislava-Rusovce’de bulunan II.nolu mezar olarak adlandırılan yerde bu tipte kulplu, kalıba üfleme teknikli, tabanda konsantrik dairelerden oluşan kabartma bulunan şişe ele geçmiştir. Kraskovska’ya göre  mavimsi-yeşil bu şişe renk ve form açısından Batı Avrupa kökenli olasılıkla da Rhineland cam atölyesinde üretilmiş olmalıdır. Keskin açılı kaburga kulplu şişe parçası İ.S. 2. yüzyıla tarihlendirilmektedir.Hollanda, Maastricht-Belfort’de bu çeşit kulplara sahip şişeler bulunmuştur. Bu şişelerin tamamı mavimsi-yeşil camdan üretilmiş olup İ.S. 2 yüzyıla aittirler. Isings, bu kulp tipini tanımlarken, sık kaburgalı kulplar olarak tanımlamıştır.


          Kalıba Döküm Plakalar 

 

         Kalıba döküm plakalar farklı renklerdeki cam çubukların, istenilen dekora ya da boyutlara göre yanyana getirilmesi ve yüksek ısıda füzyon uygulanması ile oluşur. Kalıba döküm mozaik cam plakaların ne amaçla kullanıldığı kesin olarak bilinmemekle birlikte, Grose bu parçaların boyutlarından ve şekillerinden dolayı, odaların ya da büyük tapınakların duvarlarını kaplamada kullanılmış olduklarını belirtmektedir. Kakma teknikli mozaik plakaların, mücevher kutularında, mobilyalarda, ya da başka ojelerde de kullanıldığı da bilinmektedir. Ayrıca kalıba döküm bu plakalarda, somut ögelerle, semboller, bitkisel motifler, kuşlar ve sürüngenler gibi hayvanlar kullanılmaktaydı. Hatta çok nadir olarak timsah betimi de bu plakalar üzerinde dekor olarak kullanılmıştır.

 

Cam plakalar Mısır başta olmak üzere bir çok antik yerleşimde görülmektedir. Yukarı Galile’deki kazılarında da küçük bir mozaik plaka parçası ele geçmiştir. 3 cm. genişliğinde ve 5 mm. kalınlığında olan bu parça oldukça gözeneklidir. Zemin rengi şeffaf koyu mavidir. Dekor ise bitkisel öğeler olan sarı renkte dallar ile yeşil renkte yapraklardan oluşmaktadır. Ortada ise mavi renkte tomurcuk ile bunun çevresinde yine aynı renkte yapraklar bulunmaktadır. Yukarı Galile’deki kalıba döküm bitkisel dekorlu parça Mısır’da üretilen parçalara çok benzediğinden Weinberg, bunun ithal bir parça olduğunu savunmaktadır. Genellikle kakma teknikli bu cam plakalara en erken Mısır’da rastlamaktayız. Daha sonraki dönemlerde de Mısır kakma teknikli cam plakalar üretmeye devam etmiştir.

 

        Yukarı Mısır’da Petrie yerleşiminde bir mezar kazısında bu tipte cam palaka ele gemiştir. British Museum koleksiyonu, mozaik cam plakalar açısından en geniş koleksiyonu oluşturmaktadır. Kisa’da da cam plakalar ortaya çıkarılmış, koyu mavi  zemin üzerine naturalist biçimde yaprak ve dal motifleri yapılmış ve iyi bir simetri ile motifler zemine yerleştirilmiştir. Bu parçaların İskenderiye üretimi olabilecekleri düşünülmektedir. Gréau Koleksiyonu’nda da 13 parça çok geniş mozaik plakalar yer almaktadır. Yine İskenderiye yakınlarındaki Chutby mezarında cam mozaik plakalar bulunmaktadır. Harden; kakma teknikli cam plakaların Mısır’daki her Roma yerleşiminde görüldüğünü belirtmektedir. Ayrıca bu parçaların olasılıkla geniş bir ithalat ürünü olduklarını savunmaktadır. Grose Hellenistik Dönem Mısır camları arasında kalıba döküm bitkisel dekorlu cam plakaların ya da -duvar fayansı olarak kullanıldığını düşündüğü- fayansın önemli bir sınıfı oluşturduğunu belirtmektedir. Grose, cam plakalarda toplam on ya da onbir çeşit bitkisel motif kullanıldığını tespit etmiştir. Stilistik açıdan ise bitkisel bezemelerde iki grup belirlenmiştir:İlk grupda çok fazla sayıda geniş ve kalın yarı şeffav, gri yeşil ya da mavimsi-gri çeşitli çiçek motileri yer almaktadır. İkinci grupda koyu mavi ve kobalt mavi zemin üzerine sadece bitkisel motifler değil bunların arasına buğday taneleri ile Nil Havzası’na ait lotuslarla süslüdürler. Bitkisel dekorlu cam plakalar Mısır’da hemen hemen heryerde bulunmuştur. Örneğin Asyut, Antino polis, Bahnasa (Oksyrhykhos), İskenderiye ve olasılıkla Dendera’da bulunmuştur. Metropolitan Müzesi’nde de tama yakın bir bitkisel dekorlu cam plaka sergilenmektedir. Parçanın uzunluğu 8.3 cm. dir. Tamamının yaklaşık 12-15 cm. arasında olduğunu sanılmaktadır. Bu parçalar İ.Ö. 3. ile 1. yüzyıllar arasına tarihlendirilmektedir. Bitkisel dekorlu cam plakaların yanı sıra Mısır’da Ptolemaios’lar döneminde  İ.Ö. 3 ile İ.Ö. 1. yüzyıllar arasında kalıba döküm balık motifli plakalar görülmektedir. Bu kalıba döküm plakalar sadece Mısır’da bulunduğundan olasılıkla Mısır üretimi oldukları düşünülmektedir. Teknik olarak mozaik cam kaselere çok benzemektedir. Örneğin; cam plakaların bazı örneklerinde yüzeyleri ateşe tutularak parlatılmıştır. Kalıba döküm plakalar kadar İmparatorluk döneminde ilgiyle yapılan diğer bir cam formu ise üç boyutlu küçük cam heykelciklerdir. Roma cam ustaları Hellenistik dönemde başlayan üç boyutlu küçük cam heykelcikleri imparatorluk döneminde de yapmaya devam etmişlerdir. Bugüne kadar elimize geçen eserler göstermiştir ki, tek kalıplı bu küçük heykeller Augustus döneminden başlayarak, Geç Roma Dönemine kadar üretimi devam etmiştir. Bu cam formunda genellikle tanrılar, tanrıçalar, imparator ailesinin üyeleri ya da imparatorun kendi portreleri yer almkatadır. Mavi, turkuaz-mavisi ya da diğer opak renkli camlardan yapılmaktaydı. En iyi korunmuş durumdaki örnek ise, Almanya’nın Cologne şehrinde bulunmuş olan Augustus’un küçük bir portresidir. Bu eser; İmparator Augustus’un princeps (öncelikli vatandaş) olduğu resmen onaylandığı İ.Ö. 28 tarihinde yapılan heykel başının minyatür kopyasıdır.