Antik camlar
Gemmalar ve Değerli ya da Yarı Değerli Taşlar
Gemma’nın Anlamı ve Kullanımı
Gem (Latince'de
gemma) oyulmuş, parlatılmış ve genellikle
mücevher ya da başka objeler üzerine (örneğin: dini inanışa ait heykellere,
duvarlara, müzik aletlerine, mobilyaya, hatta Caligula ve Elagabalus gibi
imparatorların ayakkabılarına) süs olarak işlenmiş değerli ya da yarı değerli
bir taş parçası olarak tanımlanabilir. Tarih olarak gemma yapımına İ.Ö.6.
yüzyılın son çeyreğinde başlanmıştır. Önce ki dönemlerde: Miken
dönemlerinden geometrik ve oriantalizan dönemlere traşlanma ile dekor yapımı
bilinmekteydi. Ancak sert bir taş olan kuvars çeşitlerinden sadece bu dönemde bu
kadar yoğun olarak kullanılmıştır. Bu taşların pek çoğu bir aletle, ya negatif (intaglio-oyma)
ya da pozitif (cameo-kabartma) şekilde işlenmiştir. Ekseri yüzük taşlarına monte
edilmiş olan oyma taşlar, bazen hiçbir yere monte edilmeden ya da kolye olarak
monte edilen ve daha büyük olan kabartma taşlarda (cameos) daha sık görülür.
Gemma Yapımında Kullanılan Taş Çeşitleri
Yunan-Roma dönemine ait yüzük taşlarının pek çoğu sert taşlardan yapılmış olup bunların içinde kuvars en yaygın olanıdır. Çeşitli renkte, saydam kristaller şeklinde ya da yarı saydam ya da yarı opak şeklindedir.
Karnelyan(cornelian)
Kalsedonun yarı şeffaf, kırmızı çeşidi olup, koyu
kırmızıdan altın sarısına kadar tonları olabilir. Bu isim kızılcık ağacının
kırmızı çekirdeği olan Latince 'cornum' kelimesinden türemiştir. Diğer adı olan
karnelyan isminin, genellikle doğru olmadığı düşünülür ise de, yanlış
etimolojiden türetilen 'carnis' yani ten kelimesi, söylenişi daha popüler hale
getirmiştir. Bazı antik örneklerin beyazımsı görünümleri ise, yüksek ısıya maruz
kalmaları nedeniyledir.
Sard
Kalsedonun yarı şeffaf kahverengi bir çeşidi olup,
renkleri açık sarımsı kahverengiden, opak koyu kahverengiye kadar değişebilir.
Bazen içinde koyu renkli içeltiler de gözlenir. Sard'ın karnelyandan ayrımı
genellikle zordur. Karnelyan ve sard, Yunan ve Roma mühür sanatında en yaygın
olarak kullanılan taşlardı. İsmi en fazla bulunduğu Lydia'daki Sardis şehrinden
türetilmiştir.
Sardoniks
Kahverengi veya mavi ardalanmalı, düz bantları olan
kalsedonu tanımlamak için kullanılır. Kabartma taşlar (cameos) işlemeleri için
en çok tercih edilen taştı. Oymacı, tabakalardaki renklerin avantajını
kullanarak, örneğin: krem renkli figürleri koyu renkli bir arka plan üzerinde
gösterebilir, taç ya da kumaşın detaylarını tasvir edebilirdi. Nikolo terimi,
üst seviyesi mavi veya kahverengi ile alt seviyesi ise, koyu kahverengi olan,
bantlı Roma taş oymacılığını tanımlardı. Açık renkli bantlarına atfen Yunanca el
parmağının tırnağı kelimesinden gelen oniks ise, genellikle siyah ve beyaz iki
bantlı tabakadan oluşmuş kalsedona verilen isimdir.
Agat(akik)
Akik taşı ya da agat antik dönemlerde nazarlık ya da
muska olarak kullanılırdı. Susuzluk ve kuraklığı önlemede de iyi geldiği
düşünülen akik taşını ayrıca Pers’li büyücüler fırtınanın yönünü değiştirmede
etkili olduğunu düşünerek kullanmışlardır. Bununla birlikte, akikten yapılmış
kaseler erken
dönemlerden Bizans dönemleri de dahil olmak üzere kullanımı devam etmiştir.
Akik, kahverengi, sarı, kırmızı ve gri gibi farklı renklerde olabilen, dalgalı
bantlara sahip bir kalsedon çeşitidir. Zıt renklerdeki benekleri ve paralel
küçük çizgileri ona çekici bir hava verir. Yüzük taşları işlemesinde kullanılan
agat üzerindeki değişik bantlar, düz ve yatay değil de düzensiz ve dikey olduğu
için, sardoniks, nikola veya oniks'ten farklıdır. Bantlı akik taşı genellikle
cam boncuk yapımında kullanılmaktadır.
Jasper
En yaygın renkleri kırmızı, turuncu ve sarı olan
opak bir kalsedon çeşitidir. Serpiştirilmiş kırmızı noktalar içeren yeşil bir
çeşidi de, yaygın olarak kantaşı veya heliotrop olarak adlandırılır. İ.S. 2. ve
3. yüzyıl Roma yüzük taşlarında, sarı ve özellikle kırmızı jasper taşları çok
moda olmuştu. Aynı dönemde beyaz, kahverengi, sarı ve siyah küçük parçalar
içeren benekli taşlar da ara sıra kullanılmıştır. Antik dönemde gemma taşı
olarak yaygın kullanılan Jasper, İbrani, Asur, Pers, Yunan ve Roma yazılı
kaynaklarında adı geçen bir taş çeşitidir.
Kalsedon
İçerdiği safsızlıklar nedeni ile değişik renklerde
olan, ufak kristalli bir kuvars çeşididir. Kalsedon çok genel bir tanımlamadır;
alışılageldiği üzere renksiz, gri ve mavi türleri bu adla anılırlar. İsim,
Khalkedon şehrinden türemiştir (bugünkü Türkiye'de İstanbul'daki Kadıköy). Erken
dönem Kalsedon’dan yapılmış gemma-taşları baskı-biçimlendirme yöntemiyle
yapılmaktaydı. Biçimlendirilmiş olan kalsedon gemma’ya daha sonra ise parlatma
işlemleri yapılırdı.
Plazma
Kalsedonun yeşil renkli olan çeşididir ve genellikle
koyu renkli içeltiler içerir. Genelde yeşil rengi içinde bulunan krom
yüzündendir. Plazma çok doğru bir tanımlama olmayıp, aventürin, praz, krizopraz
gibi farklı bazı yeşil taşlar için de kullanılabilir.
İri kristalli
kuvarslar
Kayakristali
Şeffaf ve renksizdir. Yalnızca İ.Ö. 1. Yüzyılda
görülmüş ve Roma dönemine göre Yunan döneminde daha çok kullanılmıştır. Eskiler,
kaya kristalinin suyun çok düşük ısıda donmasıyla oluşmuş bir cins taşlaşmış buz
olduğuna inanırlardı, 'kristal' kelimesi de Yunanca'daki buz kelimesinden
türemiştir. Plinius, Anadolu'da Karia'da, Alabanda ve Orthosia civarında düşük
kaliteli bir çeşidinin bulunduğundan bahseder.
Ametist
Şeffaf olan ametist, rengi koyu mordan açık leylak
rengine kadar değişir. Renk genellikle, taş içerisinde aynı tonda dağılmamış
olup, bazı bölümler daha açık, bazıları ise daha koyudur. Taşı takanın, içkinin
sonraki etkilerine karşı bağışıklık kazındığına dair inanca dayanmakta olan ismi,
Yunanca 'sarhoş değil“ anlamına gelen kelimeden türemiştir.
Diğer mineraller
Lapislazuli
Altın parıltılı lacivert renkte vir taştır. Çeşitli
minareller içerir ve opaktır. Kaynağı Rusya ve Afganistan’dır. Ticaret yoluyla
Batı Asya’dan gelmiştir. Mısır’da ve Mezopotamya’da oldukça fazla kullanılırdı.
Granat(nartaşı)
Kristalleşmiş bir silikattır; şeffaftır. Renkleri
koyu kırmızıdan turuncuya ve bazen mora kadar değişebilir. Bu renklere göre
antik çağda farklı isimler verilirdi. Helenistik Döneme kadar kullanılmayan
granat, bu dönemde moda olmuştur. Sertliği kuvarstan daha fazladır ve bu nedenle
yontulması daha zordur. Plinius, Anadolu'da Karia'da, Alabanda ve Orthosia
şehirleri civarında çıkarıldığından bahsetmektedir. Modern ismi olan almandin,
alabandina'nın bozulmasıyla türetilmiştir. Lychis denilen alev kırmızısı
renkteki çeşidi, Plinius'a göre Karia'da ve Orthosia civarında bulunmaktadır.
Granatlar genellikle bombeli yüzeyler şeklinde yontulurdu ve rengini açmak için
ise alt tarafları oyulurdu.
Hematit
Koyu metalik, gri görünümlü demir oksittir. İsmi
pıhtılaşmış kan görünümünden dolayı Yunanca kan anlamındaki 'haimatitis'
kelimesinden gelmektedir. İsminin diğer bir açıklaması, hematitin toz haline
getirilmesiyle aldığı kırmızı renkten dolayıdır. Yunan döneminde ender olarak
kullanılırdı ve çoğu örnek, büyülü oyma taşlarının yapıldığı Roma imparatorluğu
dönemine aittir.
Oyma Teknikleri
Kesme aletleri ve teknikleri işlenecek malzemenin
doğasına göre seçilirdi. Sadece yumuşak taşlar ve metaller kesme aletleri
kullanılarak elle çalışılırdı. Greko-Romen dönemlerinde daha çok sert taşlar
kullanılıyor ve çark tekniğini gerektiriyordu.
Öncelikle ham taş bloğundan, kullanılacak
parçalar yontulurdu. Daha sonda pedallı bir torna tezgahıyla çalışan ince
aşındırıcı bir çark üzerine taşlar sürtülerek, son şekli verilmemiş parçalar
haline getiriliyordu. (Dönen kesme çark Mısır’da Yeni Krallık döneminden
itibaren bilinmekteydi. Elle ya da ayakla çevrilen çarka bir mil monte edilmiş
ve bu mil ucuna da çok sert bir taş olan
korindon
konulmuştur. Çark çevrildiğinde mil hareket ederek kesme yapılmaktaydı.
) Değerli taş sürtülerek istenilen şekle
getirildiğinde, önce zımpara tozuyla, daha sonra da ince toz haline getirilmiş
hematit (demir oksit) ile parlak bir görünüş vermek için cilalanırdı. Bu
parlatılmış parça, sonra yağ ve aşındırıcıdan oluşan bir karışıma batırılarak,
bakırdan yapılmış delgiler yardımıyla işlenirdi.
Bu delgiler genellikle elle kullanılan veya sabit yay delgileri tipindeydi.
Delginin miline bir sicim bağlanır ve sert yay ileri geri hareket ettirilirdi.
Yatay bir tezgah üzerine sabitleştirilmiş yay delgisinin bir örneği, 18 yaşında
ölen bir yüzük taşı kesicisi (daktulokoiloglyphos) Sardis'li Doros'un, İ.S. 2.
yüzyıla ait olup, Lydia'nın Philadelphia (Manisa-Alaşehir) şehrinde bulunan
mezar taşının üzerinde betimlenmiştir. Ancak yüzük taşlarının üzerinde kalan
izlerin araştırılmasıyla bilgiler edinilebilir. Bu delgiler, demir veya bakır
alaşımlarından yapılmışlardı. Bunların öğütme gücü büyük oranda zımpara taşı (korindon
mineralinin sertliği 9 olan ve saf olmayan formu) türü bir aşındırıcıyla
sağlanıyordu. Zımpara taşı rezevleri, Türkiye'nin güney batısında Ege
Denizindeki Kiklad adalarında Nakkos adasında ve Hindistan'da mevcuttur.
Yüzük taşı oyucusu, kesici ucu ya ince bir disk ya da topa benzeyen farklı boyutlarda ki delgi kombinasyonları kullanılırdı. Antik çağlarda yüzük taşı oyuncularının büyüteç kullanıldığına dair kesin bir kanıt yoktur. Ancak, sanatın miyop olan, dolayısıyla da yakına odaklama problemi olmayan ailelerde, babadan oğula geçtiği düşünülmektedir. Yüzük taşı kesicileri, Helenistik ve Roma dönemlerindeki diğer sanatkarlar gibi, lonia’ya diline bağlıydılar ve meslekleri genellikle nesilden nesile geçerdi. Bölgesel okulların ve stillerin varlığı bilinmektedir, ancak kaynak malzeme olmaması nedeniyle bu konudaki bilgilerimiz tam değildir.
Anadolu’nun Pers egemenliğine girmesiyle birlikte ünlü bilim adamları düşünürler, sanatçılar, ve yazarların çoğu Anadolu’yu terkederek Yunan ana karasına ve İtalya’ya göç etmişlerdir. Bu dönemde, özellikle Lydia’nın Pers’ler tarafından ele geçirilmesinden sonra burada üretilen gemmalar üzerinde yoğun bir şekilde Akhaemenid etkileri görülmektedir. Ayrıca Akhaemenidlerle birlikte Anadolu kuyumculuğunda çok renklilik yoğunlaşmaya başlar. (Bu gemmalar Persler tarafından üretilmese de yerel sanatçılar bu etkileri eserlerine yansıtmaktadır.) Arkaik dönem Pers etkili gemmalar üzerinde genellikle, Babil-Asur‘dan alınmış olan konular tanrı ya da kralın vahşi hayvanla mücadelesi, kült sahneleri bulunmaktaydı. Daha sonra ki dönemlerde ise Greko-Pers etkili gemmalar yapılmışlar (Bu uslubun ortaya çıkışında İ.Ö. 480 ve İ.Ö 479’da ki Yunanlılar’ın Persler’e karşı olan zaferinin önemli bir payı vardır ki artık Batı Anadolu üzerinde siyasi üstünlük Yunanlılar’a geçmiş ve bunun sonucu, sanata da yansımıştır.), bu eserler Pers’li aristokratlar için Yunan’lı ya da Batı Anadolu’lu sanatçılar tarafından üretilmiş eserlerdir. Ayrıca İ.Ö. 5. ve 4. yüzyılda Kıta Yunanistan’da gemma ustalarının sıklıkla kullandığı hayvan betimleri Yunan benzerleri gibi Batı Anadolu repartuarında yer almaktadır.