Antik camlar
Merhem ve Parfüm Kapları
3.2.1 İç Kalıp Tekniği
İç Kalıp Tekniği, cam yapımında kullanılan en eski tekniktir. Kum, kömür tozu,
gübre ya da benzeri bir malzeme ile hazırlanan iç kalıp metal bir çubuğun ucuna
tutturulur. Daha sonra ise ısıtılan bu iç kalıbın cam kap oluşumuna kadar
geçirdiği aşamalar şöyle sıralanabilir:
Birinci Aşama: Yüksek derecede ısıtılan iç-kalıp, toz haline getirilmiş camın
üzerinde yuvarlanarak çevresinin cam tozlarıyla kaplanması sağlanır. İç-kalıp
yeterince ısınmışsa bu cam tozları eriyerek kalıbın yüzeyini camla kaplar. Bu
işlem yeterli kalınlık ve istenilen şekil sağlanana kadar devam eder.
İkinci Aşama: Tekrar ısıtılan cam kalıp, eriyik halde bekleyen cama daldırılıp,
iç kalıbın iyice cam hamuruyla sıvanması sağlanır.
Üçüncü Aşama: İkinci bir cam çubuk yardımıyla, şekillenen iç kalıbın dış
yüzeyine, cam iplikleri dolandırılır. Daha sonra düz ve sert bir zeminde
yuvarlandırılarak bu cam ipliklerinin camın dış yüzeyine iyice aplike olması
sağlanır. İstenilen dekora göre tahta uçlu bir tarak ya da sivri uçlu bir
metalle zamanın modası olan zik-zag, fisto, kuştüyü bezemeler yapılır ve tekar
düz ve sert zeminde yuvarlanan kabın yüzeyi düzleştirilir. Bu işlemelerden sonra
ağız, kulp ve kaide kısımları eklenir. Soğuyan kabın içerisinde kullanılan
iç-kalıp malzemesi temizlenerek kap tamamlanmış olur. Yalnız kabın içindeki
kalıp artıkları ne kadar temizlenirse temizlensin iç-kalıp tekniğinde yapılmış
kapların hepsinde iç tarafları pürüzlü olarak kalır.
En erken cam biçimlendirme tekniği olan iç-kalıp yöntemi cam üfleme tekniğinin
bulunmasında çok önceleri İ.Ö. 2. binin ortalarında ortaya çıkmıştır. İç kalıp
tekniği ilk olarak kapalı kaplarda görülmüştür. İç-kalıp tekniğinin en erken
örneklerine Mezopotamya ve Mısır da rastlanmaktayız. Ancak bugüne kadar bulunmuş
en erken tarihli iç-kalıp tekniğinde yapılmış cam kap İ.Ö. 16 yy ın ortalarına
tarihlenmektedir. Bu cam kap yarı saydam mavi üzerine beyaz cam ipliği bezemeli
olup bir şişe formunun boyun parçasıdır. Ancak İç-kalıp teknikli kaplara en çok
İ.Ö. 6. yüzyıl ile İ.S.1 yüzyıl başlarındaki dönemde çok sık olarak
rastlamaktadır. Bu teknikte, amphoriskos, oinokhoe, alabastron ve aryballos gibi
kısıtlı formlarla üretim yapılmıştır. İ.Ö.6.yy da Yunan seramiğinin iç-kalıp
tekniğinde üretilen camlar üzerinde etkisi arttığını bilmekteyiz. Bu yüzyılda
üretilen formlardan örneğin amphoriskos Yunan seramiğinden alınan bir formdur.
Mezopotamya da üretilen iç-kalıp teknikli camlar arasında yapılan çalışmalarda
Geç Bronz Çağı camları Erken Dönem Grubu olarak, I.binyılda üretilen camlar ise
Geç Dönem Grubu olarak, iki evreye ayrılmıştır. İ.Ö.16 yüzyıldan İ.Ö 7 yüzyılın
sonlarına kadar Mezopotamya da iç-kalıp tekniğinde yoğun bir şekilde üretim
görülmüştür. Bu tarihten sonra İ.Ö. de Asur İmparatorlugu nun yok olmasından
sonra, Mezopotamya, cam üretiminde ki egemenliğini Mısır a kaptırmıştır.
Mısırlılar iç-kalıp tekniğinde genellikle kabın zemininde mavi rengi; dekor
renginde ise beyaz, sarı, yeşil, kırmızıyı tercih etmekteydiler. Dekor
motiflerinde zig-zaglar ve spiraller ağırlıktaydı.
İç-kalıp tekniğiyle ilgili yapılmış olan genel tipoloji ve kronolojiyi ilk defa
1940 yılında Fossing yapmıştır. Fossing in Glass Vessels Before Glass-Blowing
adlı eseri 1981 yılındaki D.B. Harden in Catalogue of Greek and Roman glas in
the British Museum Volume I adlı eserine kadar öncü bir çalışma olarak
kullanılmıştır. Harden bu çalışmayı geliştirerek, Fossing in farketmediği
Mezopotomya I. Grubu da onun yaptığı sınıflandırmaya eklemiştir. Fossing; Harden
in tanımladığı 4 gurubu daha önceden farkederek kitabında yayınlamıştır.
Harden in iç-kalıp tekniğiyle ilgili sınıflandırması söyledir:
I. Mezopotamya Grubu: İ.Ö. 7.yy ile erken 6. yüzyıl.
II. 1.Akdeniz Grubu: İ.Ö. 6.yüzyılın ortaları ile erken 4. yüzyıl.
III. 2.Akdeniz Grubu: İ.Ö. 4.yy ile erken 3. yüzyıl.
IV. 3.Akdeniz Grubu: İ.Ö. 3.yy ile geç 1. yüzyıl.
V. İtalyan Grubu: İ.Ö. geç 7. yy ile erken 4 yüzyıl.
İç-Kalıp tekniğiyle yapılmış camların görüldüğü merkezler;
En erken cam biçimlendirme tekniği olan iç kalıp cam üfleme tekniği bulunmadan
önce İ.Ö. 2.binin ortalarında ortaya çıkmıştır. İç kalıp tekniği ilk olarak içi
boş cam objelerde ve kaplarda görülmüştür. İç kalıp tekniği en erken olarak
Mezopotamya ve Mısır da üretildiği biliniyor. Bunların dışında iç kalıp
tekniğinin en erken görüldüğü yer Alalakh (Tell Atchana) bugün ki adıyla Antakya
dır. Alalakh da İ.Ö. 1595 e tarihlenen VI. tabakada en erken cam kaba ait
parçalar gelmiştir. İ.Ö. 15. yüzyılın ikinci yarısında Hurri-Mitanni bölgesinde
birçok merkezde örneğin; Niniveh, Nuzi, (Yorgan Tepe), Assur, Tell al Rimah,
Tell el Fakhar ya da Tell Brak ve Habur vadisindeki Chagar Bazar da cam
endüstrisinin varlığı bilinmektedir. Geç Tunç Çağlarının sonlarında yani İ.Ö. 14
ve 13. yüzyıllardaki cam ticaretinin en büyük kanıtı ise Uluburun batığıdır.
Rodos un karşısındaki Uluburun da bulunan batıkta; farklı ağırlıklarda ve
şekillerde iki yüz bakır külçe, bunun yanında işlenmemiş fil ve su aygırı
dişleri, altın ve gümüş takılarla birlikte bu batıkta 200 disk şeklinde dökme
camdan külçe ortaya çıkarılmıştır. Bu da erken çağlarda bile camın uluslararası
ticarette önemini gösteren bir kanıttır ki bu camlar büyük ihtimalle boncuk ve
iç-kalıp tekniğinde kaplar yapılmak üzere sipariş veilmiştir. Camda o dönemde
popüler olan herşey uygulanmaya başlanmış, hatta bunun en açık kanıtlarından
biride İ.Ö. 9. ve 8. yüzyıllara ait mezarlarda çıkan incir şeklinde yapılmış cam
boncuklardır. Bu dönemde yoğun bir şekilde üretildiği düşünülen incir
ağaçlarının günlük yaşamda sıkça rastlanması bunların cam yapımı gibi ayrı
sektörlerde de ürtilmelerine neden olmuş ve yüzyıllar boyunca da insanın günlük
yaşamında karşılaşıp beğendiği şeylerin bir yansıması camda kendini bulmuştur.
Rodos ta iç-kalıp tekniğiyle üretilmiş oldukça fazla miktarda alabastronlar
bulunmuştur. Bu kapların Mezopotamya da üretilip, daha sonra Rodos’a ihraç
edilmiş olmaları mümkün olabileceği gibi, Rodos a göç etmiş Mezopotamyalı
ustalar tarafından üretilmiş olmalarıda olasıdır. Fakat her iki durumda da
Rodos, İ.Ö. 6.yüzyıl ortalarında iç-kalıp tekniğiyle cam üreten önemli bir
merkez haline gelmiştir. Daha sonraları ise bu sanat Akdeniz ve Karedeniz
bölgelerine büyük olasılıkla buradan yayılmıştır. Birde bu kapların kalıba döküm
olarak yapılmış ve daha sonra traşlanarak süslemeleri yapılan kaseler kadar
degerli olmadığı, krallığa ait özel yerleşim yerlerinden çok mezarlarda
bulunmasından anlaşılmaktadır. Susa da iç-kalıp tekniğiyle Geç Elam cam
atölyelerinde üretilmiş sayısız cam kaplar, Mezopotomya da üretilmiş olan
kapların gerçek birer kopyalarıdır. Bu kaplara ayrıca Urartu yerleşim birimi
olan Karmir Blur da rastlamaktayız.
Ayrıca Klasik dönemlerde Athena kutsal alanı ve yazıtlarda ki listeler
göstermektedir ki: altın, gümüş değerli taşlar ve Hyalos bu listelerde yer
almaktadır. Aristophanes hyalos sözcüğünü; diaphones, yani şeffaf olarak
açıklamaktadır. Klasik dönem yunan ünyasında bugün ki anlamıyla bilinen cam
hyalos olarak açıklanmıştır. Arkeolojik kanıtlarda kaya kristaline değil, cama
hyalos denildiğini ispatlamaktadır. Klasik dönemde bir diğer cam terimi ise
Linthinos dur. Bu sözcüğü en erken olarak Herodotos kullanmaktadır. Herodotos:
Mısırlı rahiplerin timsahları kutsal saydığını ve onlara altından ve camdan
küpeler taktıklarını (lithina chyta kai chrysea es ta ota enthentes) söyler.
Stern e göre Lithinos sözcüğü; renkli camları anlatmak için klasik dönemde
kullanılan bir sözcüktü. İ.Ö. 6. yüzyılın sonları ile İ.Ö. erken 5. yüzyılda ki
Parthenon buluntuları Kıta Yunanistan da iç-kalıp teknikli kapları anlatmak için
bu sözcüğün kullanıldığını göstermektedir.
Yunanistan da ise İ.Ö. 5 ve 4. yüzyıllar arasında iç kalıp teknikli cam kaplar
oldukça yaygın olarak görülmektedir. Athena Tapınağı buluntuları arasında İ.Ö.
5.yy ın ilk yarısına tarihlenen ve şu anda Toledo müzesinde bulunan iç kalıp
teknikli oinokhoe bulunmaktadır. Ayrıca yine Athena Tapınağı kazılarında ortaya
çıkarılmış ve Württembergisches Landes Müzesinde sergilenmekte olan İ.Ö. 330-300
tarihine ait iç-kalıp tekniğinde minyatür hydria parçası ya Rodos üretimi ya da
Batı Anadolu da bulunmuş atölyelerde üretilmiştir.
Anadolu; Kilikia da iç-kalıp tekniğinde üretilmiş cam örneklerine
rastlamaktayız. Bu örneklerden Mersin müzesinde sergilenmekte olan İ.Ö. 4.yy ın
ortaları ile İ.Ö. 3.yy ın ortalarına tarihlenmekte olan oinokhoe, Tarsus Müzesi
nde bulunan amphoriskos ve Adana Müzesi nde İ.Ö. 5. yüzyıla tarihlenen bir
oinokhoe, yine İ.Ö.5 yüzyıla tarihlenen alabastron gösterilebilir. Gordion
Müzesi nde sergilenmekte olan İ.Ö. 6. yüzyıl ile 5. yüzyıl arasına tarihlenen
iç-kalıp tekniğinde yapılmış bir alabastron bulunmaktadır. Afyon Müzesi nde de
İ.Ö 6. ve 5. yüzyıla tarihlenen amphoriskos, alabastron, oinokhoe formlarında
camlar sergilenmektedir. Ayrıca Anadolu Medeniyetleri Müzesinde boyun kısmı
kırık İ.Ö.6. yüzyılın sonu ile İ.Ö. 5.yüzyılın başlarına tarihlenen amphoriskos
bulunmaktadır. Anadolu da ise Stratonikeia da 1986 yılında rastlantı sonucu bir
yol kazısı sırasında açılan bir mezarda bulunan amphoriskos, Doğu Akdeniz
üretimi olup İ.Ö. 2-1.yüzyıllarda Anadolu nun güney kıyılarına getirilmiştir.
Siyah cam hamurlu bu merhem şisesi iç-kalıp tekniğiyle biçimlendirilmiş ve
üzerine beyaz ve sarı cam iplikleri sarılarak tüy motifi biçiminde aletle
şekillendirilmiştir.
Köyceğiz de bulunmuş, iç-kalıp tekniğiyle yapılmış ve şimdi Bodrum müzesinde
sergilenmekte olan Hellenistik döneme ait aryballos bulunmuştur. Ephesos
yakınlarında Ab-ı Haytat yöresinde 1982 yılında köylülerin açmış olduğu bir
mezarda pişmiş topraktan yapılmış iki giysili kadın heykelciği ile bir cam
oinokhoe birlikte bulunmuştur. Bu cam oinokhoe; lacivert zemin üzerine sarı,
mavi ve turkuaz renklerinde zig-zag dekorları bulunmaktadır. Dudak kenarı sarı,
mavi ve turkuaz renkli bantlara sahip, boyunda iki kabartma halinde sarı şerit,
gövdenin bir bölümü ile kaide eksiktir. Efes Müzesi nde yer alan cam oinokhoe
nin yakın benzerleri Rhodos ta ki Kamiros (Makri Langoni) Nekropol ünden
gelmektedir. Ancak farklı olarak Ephesos oinokhoe sinin omuzları kalkık ve daha
düzdür. Bu eser parelel örnekleri doğrultusunda İ.S. 5. yüzyılın ilk çeyreğine
tarihlendirilmektedir.
İç-Kalıp tekniğiyle üretilen formların kronolojik gelişimi şöyledir;
3.2.1.1 Alabastron
İç-kalıp tekniğinde en yaygın olarak kullanılan alabastrondur. Alabastronun
yüzyıllara göre form, dekor ve kulanılan renklerinde değişim olduğu görülür:
VI.yy.- IV.yüzyıl arası;
Form: Boyun kısa, boyundan kaideye doğru genişleyen gövde, kulak şeklinde
kulplar (Ördek kafası olarak adlandıranlarda vardır. )
Dekor: Cam ipliğinden zig-zag ve spiral bezemeler
Renk: Camın zemini, koyu mavi, kahverengi-menekşe, yeşilimsi ya da siyahtır.
Kullanılan dekor renklerinde ise açık renkleri tercih etmişlerdir. Beyaz, sarı,
açık mavi-yeşil bu renklerden bazılarıdır.
IV.yy.- III.yüzyıl arası;
Form: Boyun biraz uzamaya başlar, kulak şeklinde kulplar önceki dönem göre daha
küçülür.
Dekor: Cam ipliğinden zig-zaglar, önceki döneme göre birbirine daha yakın
yapılmaktadır.
Renk: Camın zemini, koyudur. Genellikle renk tercihi olarak mavi tercih edilir.
Beyaz önceki döneme göre daha az kullanılır. Boyun tek renklidir.
Hellenistik Dönem:
Form: Boyun oldukça uzanıştır. Bazı örneklerde gövdenin yarısı uzunluğuna sahip
olanlar vardır. Kulplar oldukça küçülmüştür.
Dekor: Cam ipliği dekoru kabın kaidesinden boynuna kadar devam etmektedir.
Renk: Camın zemini, koyu mavi, siyah, kahverengidir. Dekorda kullanılan cam
iplikleri beyaz, sarı ve kırmızıdır. Kırmızı bu dönemde kullanılan yeni bir
renktir.
Klaros Kehanet merkezinde, iç-kalıp tekniğiyle yapılmış ağız kenarı açık mavi
boyun kısmı ise kahverengimsi-menekşe renkli alabastron ağız ve boyun parçası
ele geçmiştir. Bu parçanın benzer örneklerine sıkça rastlanmaktadır.
3.2.1.2 Amphoriskos
İç-kalıp tekniğinde alabastrondan sonra kullanılan ikinci en yaygın formdur.
Yüzyıllara gore form, dekor ve renklerde farklılıklar gözlenir:
VI.yy.- IV.yüzyıl arası;
Form: Boyun kısa, şişkin gövdeli, boyunda omuza doğru iki dikey kulp
Dekor: Cam ipliğinden zig-zag ve spiral bezemeler
Renk: Camın zemininde, koyu renkler, dekorda ise açık renkeler kullanılmıştır.
IV.yy.- III.yüzyıl arası;
Önceki dönemle, form,dekor ve renk olarak pek farklılık görülmez.
Hellenistik Dönem:
Form: Boyun önceki dönemlere göre farkedilebilir derecede uzar, ayrıca yeni
amphoriskos çeşitleri çıkmaya başlar.
Dekor: Cam ipliğinden zig-zag ve spiral bezemeler
Renk: Camın zemininde, koyu renkler, dekorda ise açık renkeler kullanılmıştır
iç-kalıp teknikli gövde parçası ise büyük olasılıkla bir amphoriskos a ait
olmalıdır. Neden olarak gövde parçasının düz değil de küresel form biçimde
olması gösterilebilir.
Bununla birlikte ithal bir form olmanın dışında büyük olasılıkla parelel
örneklerin ışığında Doğu Akdeniz üretimi olmalıdırlar.
3.2.1.3 Aryballos
Diğer iki forma göre daha az görülürler. Hellenistik dönemde oldukça
nadirdirler.
VI.yy.- IV.yüzyıl arası;
Form: Boyun kısa, şişkin gövdeli
Dekor: Cam ipliğinden zig-zag ve spiral bezemeler, ve dekor sadece kabın
gövdesinin ortasında bulunur.
Renk: Camın zemininde, koyu renkler ve çoğunlukla da kotu mavi kullanılır,
dekorda ise açık renkeler kullanılmıştır.
IV.yy.- III.yüzyıl arası;
Form: Genel formunun yanında, değişik aryballos formlarıda görülmektedir.
Dekor: Cam ipliğinden zig-zag ve spiral bezemeler, ve dekor sadece kabın
gövdesinin ortasında bulunur.
Renk: Camın zemininde, koyu renkler ve çoğunlukla da kotu mavi kullanılır,
dekorda ise açık renkeler kullanılmıştır.
Hellenistik Dönem:
Amphoriskos larda bu dönemde artış olmasına karşın, Aryballos lar çok az
görülmektedir. Ayrıca iç-kalıp tekniğinde; oinokhoe, hydria ve unguentarium
formlarıda az da olsa görülmektedir.
3.2.2 Serbest Üfleme Tekniği
Güney Hindistan ın Arikamedu yerleşimindeki, Dharanikota kazılarından. Kanarya
adalarından Lanzarote adasına antik dünyanın doğu ve batı sınırlarına kadar
birçok yerleşimde Roma camları görülmektedir. Hatta Malezya nın Kota Tinggi
yerleşiminde bile yerel atelyelerde üretilmiş Roma taklidi cam boncuklar
bulunmuştur. Roma cam endüstürisine hız kazandıran en önemli etken cam üfleme
tekniğinin olasılıkla tesadüfen fakat uygun zamanda bulunmuş olmasıdır. Cam
üfleme tekniğinin bulunmasıyla birlikte cam lüks bir ürün olmaktan çıkıp artık
günlük olarak da yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Daha sonraki
yüzyıllarda hatta günümüzde bile önemini koruyacak ve günlük yaşamın vazgeçilmez
parçalarından biri olacaktır.
Serbest üfleme tekniğinin bulunuşu, cam tarihinde daha sonra ki yıllar için bir
devrim niteliğindedir. Serbest üfleme tekniğinin başlangıcı ile ilgili çok
sayıda önemli buluntu ele geçmiş olsa bile hala toplanan parçalara bilimsel
anlamda tam olarak güvenmek zordur. Gerçekten de üfleme tekniğiyle ilgili olarak
sorulan temel sorular; nerde, ne zaman, nasıl henüz kesin bir biçimde
cevaplanmamıştır. 1971 de İsrail in eski yerleşimi olan Jewish Quarter da
sürdürülen kazılar konuyu biraz olsun aydınlatmıştır. Bu bölgede, şu ana kadar
tespit edilmiş en erken üfleme tekniğiyle yapılmış camlar bulunmuştur. Üfleme
tekniğiyle yapılmış olan bu cam formları, metalden yapılmış üfleme çubuklarıyla
değil, cam üfleme çubukları ile yapılmışlardır. Üfleme tekniğinin
uygulanabilmesi için cam üfleme çubuğunun bir tarafının kapatılması daha sonra
ateşe tutularak esnekleştirip, sonra da üflenmesi gerekiyordu. İ.Ö.19.yy a
tarihlenen Mısır, Beni Hasan da ki mezar resimlerinde cam üfleme ustalarının
betimlendiği savunulmuştur. Fakat daha sonra bu resimlerde betimlenen ustaların,
kömür ateşini üflemede körük yerine içi boş, çubuklar kullandıkları ortaya
çıkmıştır.
Demirden yapılmış üfleme çubukları hakkında yeterince kanıt olmamasına rağmen
demir üfleme çubuklarının İ.S. 1. yüzyılın ortalarında kullanıldığı
düşünülmektedir.En erken üflem tekniğinde yapılan cam şişeler 14-60 gr.
ağırlığındaydı bardaklar ise 166 gr. gelmekteydi. İ.S. 1. yüzyılın ikinci
yarısına tarihlenen geniş şişeler, tabaklar, büyük kulplu urne için kullanlan
kaplaryaygın olarak görülmye başlanmıştı.(Toledo Müze sinde bulunan bir urne
kabının kapaksız ağırlığı 1066 gr. gelmekteydi.) Böyle kaplar için kilden
yapılmış üfleme çubukları için çok ağırdı. Bu kapların üretilmesi için çubuğun,
ucunda ki camın ağırlığını taşıması gerekirdi. Yani üfleme çubuğun kuvvet
direnci bu durumda oldukça önemliydi. En erken demirden üfleme çubukların Kuzey
İtalya da kullanıldığı düşünülmektedir. Doğu Akdeniz de İ.S. 1. yüzyılın ilk
yarısı için kütlesel cam kapların üretimine rastlanmamıştır. En erken demirden
yapılmış üfleme çubuğu için önemli bir kanıt Avanches ve Saintes den İ.S. 1.
yüzyılın ortalarında terkedilmiş bir cam atölyesinden gelmektedir. Bu keşifden
sonra büyük boyutlarda kaplarda serbest üfleme tekniğinde yapılmaya
başlanmıştır. Serbest üfleme tekniğin bulunuşunun en önemli sonuçları ise artık
seri bir şekilde üretime geçilmesi ve bunun sonucunda talebin artmasıyla sofra
kapları arasında tercih edilen bir malzeme olmaya başlamasıdır.
Siphnos da II. Dünya savaşından önce yapılmış, Roma dan sürgün edilen ailelerin
mezarlarındaki kazılarda, üfleme tekniğiyle yapılmış kaseler bulunmuştur. Fakat
bunlar savaş sırasında kaybedilmişlerdir. Üfleme tekniğiyle yapılmış cam kaplar
Augustus dönemine kadar pek yaygın değillerdi. Augustus dönemine ait erken
serbest üfleme camlar Akdeniz in Batı sında, İtalya nın Kuzey inde ve Locarna
bölgesinde görülmektedir. Ancak bu dönemden sonra üretimleri oldukça artmışdır
ki Mısır dan İtalya ya ithal edilen camlara Aurelius döneminde vergi
konulmuştur. Serbest üfleme tekniğinin bulunuşundan sonra Suriyeli ve
İskenderiyeli cam ustaları belki de zor ve masraflı ulaşım üzretlerinden
kurtulmak için Batı ya doğru göç ederek burada cam atelyeleri kurup cam üretmeye
başladılar. İ.S. 1. yy da kalıba döküm kaseler artık çok az üretilmeye başlanmış
yerini serbest üfleme kaselere bırakmışlardır. En önemli özelliği inceliği ve
hafifliği olan serbest üfleme kaseler, ilk dört yüzyıl boyunca, Suriye,
Filistin, İskenderiye, Anadolu ve Avrupa nın bir kısım yerleşim yerlerini içine
alan Roma İmparatorluğu nun sınırları içerisinde kalan yerleşimlerde yaygın bir
şekilde görülmektedir. Pompei de Julia Felix in evindeki duvar resimlerinde,
içine meyve konulmuş, halka kaideli, kulpsuz çan krater e benzeyen üfleme
tekniğinde yapılmış bir kase betimlenmiştir. Bu duvar resminin, İ.Ö. 1. yy ın
ikinci yarısında yapıldığı düşünülmektedir.
Roma döneminde cam teknolojisinde serbest üfleme tekniğinin bulunması ve
üretimin hızlanmasıyla, cam endüstrisi artık az ya da çok üretilen seramik
formlarının yerini aldığı söylenebilir. Roma imparatorluğunun kuzey-batı
eyaletlerinde ise İ..S. 69 da, Nero nun ölümünden sonra, Batavların isyanından
sonra Romalılaştırma hareketleriyle birlikte askeri ve sivil yerleşimlerde
kullanılan camlar arasında gerçek bir ilişki kurulabilir ki bu serbest üfleme
tekniğinin bulunuşuyla birlikte popülerliği artan cam kapların imparatorluğun
sınırları içerinde kalan heryerde kullanılmaya başlandığını göstermektedir.
3.2.2.1 Unguentariumlar
Unguentarium, cam üflemeciliğinin yaklaşık olarak İ.Ö. 25 yılında bulunmasından
sonra Roma camcılığında en yaygın görülen form haline gelmiştir. Roma günlük
yaşamında kullanılan kokulu yağların, parfümlerin, merhemlerin diğer bir deyişle
unguentlerin saklanmasına yaradığı için bu isimle tanınmaktadır. Ayrıca Plinius
unguent yapımında en çok safran, mercanköşk, kına, süsen ve nane gibi
bitkilerden yararlandığını belirtmektedir. Unguentarium iç kalıp tekniği ile
üretilmiş olan aryballos, alabastron, amphoriskos ve oinokhoe cam formların
serbest üfleme tekniğinde yapılmış karşılığı olarak değerlendirilebilir. Yapılış
tekniğinin kolaylığından dolayı imparatorluğun doğu ve batı sınırlarına kadar
yayılım alanı gösterir.
Üfleme tekniğinde yapılmış cam kaplar içinde unguentariumlar, en yaygın olarak
görülen form olup unguentariumların birçok tipleri vardır.
3.2.2.1.1 Tüp Biçimli Unguentarium
Roma cam kapları arasında en basit formda olan tüp biçimli unguentarium lardır.
Bu form Roma imparatorluğunun hemen hemen bütün merkezlerinde ele geçmiştir.
Katlanarak oluşturulmuş geniş ağız kenarları, silindirik boyunları ve priform
gövdeleri olup, dipleri ise düz hafif içbükey ya da unguentariumun ayakta
durmasına olanak vermeyecek kadar yuvarlak (dışbukey) olabilmektedir. Tüp
biçimli unguentariumların ağız kenarlarının yapılış biçimleri yöresel olarak
farklılıklar göstermektedir. Doğu Roma üretimi olanların, ağız kenarlarının içe
doğru katlanarak yapılmasının ortak bir özellik olduğu bilinmektedir. Ortalama
yükseklikleri 10-15 cm arasındaki unguentariumlar doğal yeşil ve mavi tonlarda
renklendirilmemiş camlardan yapılmışlardır.
Serbest üfleme tekniğinde yapılmışlardır. İ.S. 1 yüzyılda başladıktan sonra İ.S.
2 yüzyılda biraz daha devam etmektedir. Çogunlukla mezarlarda ele geçmeleri,
bunların mezar armağanı olarak kullanıldıkarını göstermektedir. Seri olarak
üretilen ve yapımı fazla beceri ve işçilik gerektirmeyen tüp biçimli
unguentariumlar bu nedenlerden dolayı geniş halk kitlelerine ulaşmışlardır.
Mezarlarda sıklıkla sunulmaları, tüp biçimli unguentariumların yerleşim
yerindeki örneklere oranla daha iyi korunabilmelerini de sağlamıştır. Günümüzde
çok sayıda tüp biçimli unguentariumun günümüze ulaşabilmesinin başka bir sebebi
ise bunların küçük boyutlu olmalarıdır. Tüp biçimli unguentariumların, mezar
armağanı olarak kullanımlarının yanısıra, çeşitli kozmetik sıvı ve yağlarının
taşındığıda bilinmektedir. Bazılarının kaide üzerinde durma özelliğinin
olmayışı, bunların çeşitli parfümlerin taşınması amacı ile kullanılmış
olduklarını düşündürmektedir. Ancak en yaygın olarak görüldükleri alan
mezarlardır. Filistin deki Caesarea Maritima ya ait nekropolde yapılan kazılarda
ortaya çıkarılan lahitler içinde çok sayıda tüp biçimli unguentarium ele
geçmiştir. Bu nekropol deki lahitler İ.S. 2. ve 3. yüzyıllara tarihlenmektedir.
Dura-Europos kazılarında mezar buluntuları olarak Tüp biçimli unguentariumlar
ele geçmiştir.
Mısır daki Karanis kazılarında da tüp biçimli unguentariumlar ele geçmiştir.
Bunlar Harden tarafından F grubu olarak adlandırılmışlardır. İ.S. 3. ve 4.
yüzyıla tarihlendirilmişlerdir. Bodrum Sualtı Arkeolojisi Müzesi nde tüp biçimli
unguentariumlar sergilenmektedir. Bunlar İ.S. 1 ile 2.yüzyıl arasına
tarihlenmektedir. Ayrıca Hierapolis cam buluntuları arasında da tüp biçimli
unguentariumların, armudi gövdeli örneği bilinmektedir.
Isings tüp biçimli unguentariumların en erken örneklerinin Julius-Claudius
döneminde Ventimiglia dan geldiğini belirtmektedir. İ.S. 1 yüzyılın ortalarından
sonra ise bu çeşit unguentariumlar bir çok merkezde çok sayıda görülmektedir.
Bunun en büyük kanıtı ise İ.S. 79 da gerçekleşen Vezuv yanardağının küllerine
gömülen birçok şehirde tüp biçimli unguentariumlar ortaya çıkarılmıştır. İ.S. 1
yüzyılın ortalarından sonraki örneklerde oldukça kalın ağız kenarı dikkat çeker.
Anadolu daki en çok görülen cam kap formu olan tüp biçimli unguentariumlar
Anadolu da pek çok kazıda ele geçmiş bir formdur. Bu nedenle, Anadolu da yerel
olarak üretilmiş olmaları gerekmektedir. Kolophon Nekropol kazılarında da konik
gövdeli, kısa boyunlu ve düz dipli bu yeşilimsi renkte dört adet tam tüp biçimli
unguentarium bulunmuştur. Bu tip unguentariumlar için İ.S: 2. ve 3. yüzyıl
verilmektedir.
3.2.2.1.2 Şamdan Biçimli Unguentarium
Şamdan biçimli unguentariumların içe doğru katlandıktan sonra üst kısmı
düzeltilmiş ağız kenarları, uzun boyun ve silindirik ağız kenarları birde
silindirik boyunları vardır. Boynun gövdeden daha uzun olması en belirgin
özellikleridir. Wessberg şamdan biçimli unguentariumları sekiz ara başlık
altında toplamıştır. Ancak sekizinci olarak ayırdığı bodur unguentarium u,
burada makara biçimli unguentarium olarak ana başlık altında anlatılmıştır.
Vessberg, şamdan biçimli unguentariumları alttaki başlıklar altında ayırmıştır:
a) Dışbukey küresel gövdeliler
b) Üçgen gövdeliler
c) Disk gövdeliler
d) Çan gövdeliler
e) Armudi gövdeliler
f) Sindirik gövdeliler
g). İçbükey gövdeliler
Şamdan biçimli unguentariumların dipleri çoğunlukla içbükeydir.
Renklendirilmemiş doğal yeşilimsi ya da mavimsi camdan yapılmışlardır. Şamdan
biçimli unguentariumlar Roma camcılığında en çok rastlanan tiplerdendir. Uzun
boylarının işlevleriyle ilgili olduğu ve çeşitli yağların ve kozmetik sıvıların
az miktarda ve ölçülü olarak dökülmesini sağladıkları ayrıca içlerindeki sıvının
kolayca buharlaşmasını önledikleri düşünülmektedir. Taşımaya elverişli olmayan
formları ile şamdan biçimli unguentariumlar, günlük yaşamda çeşitli kokulu yağ
ve sıvıların evlerdeki kullanımına yaradıkları düşünülmektedir. Buna güzel bir
örnek ise 1981 yılında Sardis te jandarma tarafından ele geçirilen dokuz adet
cam unguentarium dan birisinin içinde sıvı madde olduğu farkedilmiştir. Bu
sıvıyla ilgili yapılan analizde bunun Roma döneminden kalma olduğu tespit
edilmiş ve içeriğininde bitkisel yağlara özgü olan asitli bir yapı gösterdiği
tespit edilmiştir. Bununla birlikte Şamdan biçimli unguentariumların birçok
örneğinin mezarlarda geçmiş olması bunların mezar armağanı olarak da sıkça
kullanıldıklarını göstermektedir. Bu forma Roma İmparatorluğunun sınırları
içerisinde her yerde rastlamak mümkündür. Ancak Roma İmpaatorluğu nun doğusunda
batısına oranla daha fazla ele geçmiş olmaları bunların İmparatorluğun doğusunda
daha çok talep görüp kullanıldığını göstermektedir. Çan biçimli
unguentariumların Suriye-Filistin bölgesinde ve Kıbrıs ta üretilmiş oldukları
düşünülmektedir.
Samothrake mezarlarında yapılan kazılarda İ.S. 2 yüzyıla tarihlenen şamdan
biçimli unguentariumlar ortaya çıkarılmıştır. Kuzey Karadeniz kıyılarında
bulunan merkezlerde şamdan biçimli unguentariumların ele geçtiği bilinmektedir.
Karanis cam buluntuları arasında şamdan biçimli unguentariumlar Harden in
sınıflandırdığı XIII. grupta yer almaktadırlar. Harden bu formun üretiminin İ.S.
2. yüzyıl ile İ.S. 4. yüzyıl arasında sürdüğünü belirtmektedir. Wessberg in
Kıbrıs cam çalışmalarında da şamdan biçimli unguentarimlar yer almaktadır. Bu
formlar arasında armudi ve çan biçimli gövdeye sahip olan şamdan biçimli
unguentariumlar yer almaktadır. Roma dönemi cam kapları arasında en yaygın
formlar arasında olan unguentariumlar ya da gözyaşı şişeleri Sardis buluntuları
arasında en çok görülen basit forma sahip kaplardır. Sardis te ele geçen cam
buluntular yeşilimsi renktedirler. Gövde konik, armudi, oval, boyun silindirik
çoğunlukla dışa çekik katlanmış ağızlıdır. Unguentarium formunun çeşitli tipleri
İ.S. 1. ve 2. yüzyılda üretilmeye başlanmıştır. Sardis’te ele geçen
unguentariumlar arasında şamdan biçimli unguentaiumlarda bulunmaktadır. Saldern
bu tip camları İ.S. 1.yüzyılın sonları ile İ.S. erken 2 yüzyıl başlarına
tarihlemektedir. Bu unguentarium örneklerine antik dönemde Roma sınırlarındaki
her yerde rastlamak mümkündür.
Örneğin Hollanda nın Limburg kentindeki Valkenburgerweg in batı mezarlarında
şamdan biçimli unguentarium formu bulunmuştur. Bu parça İ.S. 2. yüzyıla
tarihlenmektedir. Anadolu müzelerinde de şamdan biçimli unguentariumlar
sergilenmektedir. Örneğin Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi nde İ.S. 1. yüzyıla
tarihlenen şamdan biçimli unguentariumların priform gövde formuna sahip olanları
bulunmaktadır. İzmir-Tire de Yeniçiftlik ve Atalan köyleri arasında bir lahdin
içinde ele geçmiş, üçü tam, dördü ise kırık olarak korunmuş cam unguentarium
ların bir tanesi priform gövdeli şamdan biçimli unguentarium formudur. Kolophon
kazılarında da 96/54 nolu mezarda konik çan şeklinde gövdeli, derin konkav dipli
İ.S. 2. ve 3. yüzyıla tarihlenen unguentarium bulunmuştur. Klaros kazılarında
şamdan biçimli unguentarium formlarına rastlanmaktadır.
Şamdan biçimli unguentariumların en belirgin özelliği olan boynun gövdeden daha
uzun formda olmasından dolayı No.81 ve No.82 unguentarium ağız ve boyun
parçalarının şamdan biçimli unguentarium olma olasığını kuvvetlendirmektedir. Bu
iki parça İ.S. 2.yüzyıl ile İ.S. 2.yüzyılın ortalarına verilebilir.
3.2.2.1.3 Makara Biçimli Unguentarium
Ağız kenarları içe doğru katlandıktan sonra üstten düzleştirilmiş olan makara
biçimli unguentarium silindir boyunlu, konik gövdeli ve düz diplidir. Çoğunlukla
bodur görünümlü olmaları ve ağız ile gövde genişliklerinin birbirine yakın
olmasının yol açtığı makaraya benzer bir forma sahiptirler. Serbest üfleme
tekniğinde yapılmışlardır. En belirgin özellikleri koyu mavimsi yeşilimsi renkte
kalın cidara sahip camdan yapılmış olmasıdır. Yükseklikleri değişiklik
göstermekle birlikte 7-10 cm arasındadır. Masif yapıları, ağır ve düz dipleri
ile kaideleri üzerinde kolaylıkla durabilen makara biçimli unguentariumlar
dekorsuzlardır. Makara biçimli unguentarimlar, şamdan biçimli unguentariumlar
gibi çeşitli sıvı maddelerin konulması, saklanması için yapılmışlardır.
Ayrıca, mezar armağanı olarak da kullanıldıkları, birçok mezarda ele
geçmelerinden anlaşılmaktadır. Makara biçimli unguentarim ların Roma
imparatorluğunun batı topraklarında tanındığı ancak asıl üretim merkezlerin ve
yoğun olarak kullanıldıkları yerlerin doğu olduğu ortaya çıkarılan makara
biçimli unguentariumlardan anlaşılmaktadır. Bu formdaki unguentariumların
başlangıçta Mısır da yoğun bir şekilde çıkmalarından dolayı Harden, bunların
Mısır a özgü; iç-kalıp teknikli formların serbest üfleme tekniğinin bulunuşundan
sonraki devamı niteliğindeki formlar olduğunu savunmuştur. Ancak daha sonraki
araştırmalar ışığında Akdeniz de birçok merkezde bu tipde unguentariumun
bulunmasından dolayı bu formun Mısır a özgü bir form olmadığı anlaşılmıştır.
Doğu Akdeniz de Suriye ve Filistin deki merkezlerde ele geçen cam eserler
arasında, makara biçimli unguentariumlar bulunmakla birlikte bunların tüp
biçimli ya da şamdan biçimli unguentariumlardan daha az olduğu görülmektedir.
Ayrıca Kıbrıs cam buluntuları arasında da makara biçimli unguentariumlar yer
almaktadır.
Roma Döneminde tıp alanında makara biçimli unguentariumların kullanıldıkları
bilinmektedir. Bu duruma örnek olarak; yüksekliği 3.5 cm., boyun çapı: 0.9 cm.
olan bu makara biçimli unguentarium Roma döneminde cam eserlerin metal kaplar
kadar günlük hayatın dışında sık kullanıldığını göstermesi açısından oldukça
önem taşımaktadır Aynı zamanda makara biçimli unguentariumun yanında ilaç
çubuğu, kulak kaşığı (sondası) gibi tıp aletleride gelmektedir. Bu buluntular şu
anda Römish-Germanisches Zentralmuseumda sergilenmektedir.
3.2.2.1.4 Damla (iğ) Biçimli Unguentarium
Ayakta durmalarını sağlayacak bir kaideleri bulunmayan damla biçimli
unguentariumlar, içlerinden cam ya da bronz bir çubuk ile spatula biçiminde bir
aletle parfümün alınmasına olanak sağlayacak forma sahiptirler. Roma cam
eserlerinin ele geçtiği birçok merkezde, damla biçimli unguentariumlar
bulunmuşlardır.
Ancak Suriye- Filistin bölgesinde bu tipe rastlanmamaktadır. Anadolu da Hatay
müzesinde damla biçimli unguentarium sergilenmektedir. Ancak bu camın nereden
geldiği bilinmemektedir. Ancak Hatay Müze sinde sergilenen damla biçimli
unguentarium lar gibi Anavarza dan gelmiş olmaları olasıdır. Bununla birlikte bu
kapların Ege bölgesinden ya da Yunanistan dan ithal edilmiş olmalarıda
mümkündür. Bu damla biçimli unguentariumlar için Stern; İ.S.1 ve İ.S. 2 yüzyılı
tarih olarak önermektedir. Kıbrıs cam eserleri arasında da damla biçimli
unguentariumlar bulunmaktadır. Ayrıca Tire müzesinde de İ.S. 1. yüzyıla
tarihlenen damla biçimli unguentarımlar sergilenmektedir.
Ancak tüp biçimli unguentarimlara özgü hafif konkav dipli olmalarından dolayı
tüp biçimli unguentarium olma olasılıkları vardır.
3.b.2.b. Renkli Bantlı Küçük Mozaik Cam Şişeler
Renkli bantlı küçük mozaik şişeler cam koleksiyonlarında diğer cam formları
kadar yaygın görülmemesi bakımından önem taşımaktadır. Bu camların yapım
teknikleri, Erken Roma dönemi kalıba döküm mozaik cam üretim biçiminden serbest
üflemeye geçişi belgelemektedir. Çok renkli mozaik camların yapımında kullanılan
farklı renklerdeki cam çubukların bir araya getirilip, demetlenmesiyle, serbest
üfleme tekniğinin bir elemanı olan üfleme çubuğuyla şişirilmesi sonucunda renkli
bantlı cam şişeler oluşmaktadır. Renkli bantlı mozaik şişelerin orta ve küçük
boyutlarında olanlarında merhem ve parfüm taşındığı bilinmektedir. Tüm
örneklerinde gövde kısmı renkli olan bu şişeler Augustus ve Claudius
dönemlerinde üretilmişlerdir. Kalıba döküm ve Serbest üfleme tekniğiyle yapılmış
renkli bantlı cam şişelerin çok sayıda örnekleri olmasına rağmen , arkeolojik
kontekslerde ki az sayıda örnek tarihlemeye yardımcı olmaktadır. Ancak bu cam
formlarının teknik ve stili onların İ.S. 1 yüzyıl ikinci yarısında yapıldığının
ve Batı Akdeniz’de olasılıkla da Roma-İtalya cam endüstürisinde
dağılımının gerçekleştiğini göstermektedir.
Bu şişeler serbest üfleme tekniği ve kalıba üfleme tekniğinde İ.S. 25 yılından
sonra oldukça yoğun bir şekilde üretilmişlerdir. İ.S. 1. yüzyılın sonlarına
kadar serbest üfleme teknikli renkli bantlı mozaik cam şişeler üretilmişlerdir.
Bunda İ.S. 1.yüzyılda ilk defa metal üfleme çubukları ve üfleme için gerekli
aletlerin keşfi büyük önem taşımıştır. İ.S. 1.yüzyılın ortalarında kalıba döküm
camlar azalmaya başlamış ve yerini kalıba döküm mozaik cam kaselerin üretimi ise
bitmiştir. İ.S. 60 ile 70 de artık Roma da renkli camlar moda olmaktan çıkmış,
yerlerini tek renkli ya da renksiz (şeffaf) camlar almaya başlamıştır. Bu
şişecikler Roma topraklarında oldukça geniş bir yayılım göstermektedirler. Doğu
Akdeniz de Suriye, Filistin ve Fenike nin yanısıra, batıda Yunanistan,
Samathrake, Melos ve Kuzey İtalya da Aguileia da saptanmış örnekleri vardır.
İtalya daki Locarno müzesinde İ.S. 1 yüzyıla tarihlenen renkli bantlı küçük
mozaik şişe sergilenmektedir.
Renkli bantlı mozaik şişeciklerin Anadolu da bulunmuş örneklerinden olan ve
Anamur Müze sinde sergilenmekte olan bu çeşit kap İ.S. 1 yüzyıla
tarihlenmektedir. Yine Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları A.Ş. koleksiyonunda İ.S.
1. yüzyıla tarihlenen iki örnek bilinmektedir. Ayrıca Yavuz Tatiş Koleksiyonun
da Balsamarium olarak kullanıldığı düşünülen renkli bantlı cam şişecik
bulunmaktadır. 2001 yılında Klaros Kazısında; Propylon açmasında No.92 renkli
bantlı cam şişecik gövde parçası bulunmuştur.
3.2.2.3 Sıkıştırılarak Oluşturulmuş Ayaklı Küçük Parfüm Şişeleri
Roma camcılığında bir maşa yardımıyla sıkıştırılarak oluşturulmuş ayaklara sahip
şişeler oldukça yaygındır. Bunlar kokulu yağ ya da parfüm konmak üzere
kullanılmışlardır. Tanınan örneklerin çoğu İtalya da özelliklede Pompeii de
saptandığından; İtalya da olasılıkla da Campana da ki cam atölyelerinde
üretilmiş olabilecekleri de düşünülmektedir. Anadolu dan ise Çanakkale-Bigadiç
te ele geçen ayaklı parfüm şişesi İstanbul da ki Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları
A.Ş. koleksiyonundadır. Bu parça tam olup İ.S. 1 yüzyıla tarihlenmektedir. Son
yıllarda ise. Marmaris müzesi koleksiyonuna katılan bir diğer örnek ile Anadolu
da saptanan parfüm şişeleri sayısı ikiye çıkmıştır. Ayaklı parfüm şişelerinin
tarihlendirilmesinde en belirgin kanıt Vezüv yanardağı patlaması (İ.S. 79) ile
belirtilen terminus ante quem’ dir. Ancak Batı Roma örnekleri için geçerli
olabilecek bu veriye karşılık, doğu da ele geçen ayaklı şişeler için kesin bir
kanıt yoktur. Doğuda bulunan diğer ayaklı parfüm şişeleri gibi ya İtalya dan
ihraç edilmiş ya da batıda çok daha yaygın bir tipin doğu versiyonları olarak
üretilmiş olmalıdırlar.
Her iki olasılık durumunda da bunların İ.S. 1.yüzyılda doğu ve batı Roma cam
atölyelerinin teknolojik ve sanatsal iletişimlerinin bir sonucu olarak
değerlendirmek gerekir. Dura-Europos, kazılarında sıkıştırılarak oluşturulmuş
ayaklı küçük şişelerden bulunmuştur. Clairmont, Dura-Europos da ele geçen
şişelerin Kuzey Suriye de üretildiğini düşünmektedir. Mısır üretimi olanlar için
ise İ.S. 2 ve 3 yüzyılda üretildiklerini belirtmiştir. Karanis kazılarında da
üç, dört, hatta beş adet sıkıştırılarak oluşturulmuş kaideye sahip küçük
şişelerden bulunmuştur. Harden bu şekilde sıkıştırılarak oluşturulmuş ayaklı
küçük şişelerin Karaniste İ.S. 2. ve 3. yüzyılda üretildiklerini söylemektedir.
Klaros ta ele geçmiş ve de antik dönem cam formları arasında ender rastlanan bu
parçanın Mısır dan ithal edilmiş olabileceği olasıdır.